Marul, Su
Granada dağlarla çevrili olduğundan, geçmişte Endülüs devletinin yıkılışını geciktirmesi kadar bugün otobüsle gezenlere Antalya’dayız izlenimi yaratabilir. Bu istikamette yolcuyken aktarmanın yapıldığı otobüs istasyonunda verilen arada; Granada gibi güzel bir şehrin otobüs garında bile olmanın insanı sevindirmeye yeteceğini düşünürken; yoldaşım önceki akşamdan tatilde kalan bütün marulları içine koduğu dört sandviçten payıma düşenleri isteyip istemediğimi sordu; evet lütfen!
O güzel şehrin o ortalama otobüs garında, emeğe ve ekmeğe duyduğum saygıdan dolayı hayatımdaki en kötü sandviçleri yediğimi hiç bir zaman söyleyemedim. Lakin, her samimi insan gibi konuyu şakaya vurdum; o kadar marulun sandvicte işi ne, marul arası ekmek yapalım artık vesaire. Ta ki 18 Mayıs tarihinde çıkan Radikal’i okuyana kadar.
Kayseri’de çöpteki marulu toplamaya çalışan dört çocuk araba çarpması sonucu hayatlarını kaybettiler.
Bu satırı okuyunca Granada’da bulanan midem bambaşka bir nedenle yeniden bulanmaya başladı. Oradaki yoldaşım bütün bunları hiç bilmeyecek ama o sandviçler hakkında düşündüklerim midemi bulandırdı! Midemi bulandıran konus, beklentimizi karşılamayan şeylere karşı ne kadar çabuk tepki verebilmem ve bu tepkinin koskaca evrende ne kadar manasız olduğunun farkında olmamamdı!
Aynı konuyu haftasonu oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçında sahaya su dolu şişeler atan seyircileri görünce yaşadım. Belki onlar yaptıklarının manasızlığını benden daha çabuk anlarlar!
Top sizin istemediğiniz kalede gol oldu diye suyu ziyan etmenin manası yok! Bak su da bitiyor zaten; www.suyunubosaharcama.org

